Savaşlar Böyle Başlar: Önce Uçaklar Susar, Sonra Şehirler
Kimse açık açık “saldıracağız” demiyor. Zaten modern savaşlar artık böyle ilan edilmiyor. Önce havaalanları kapatılır, sonra üsler boşaltılır, ardından vatandaşlara “bölgeyi terk edin” denir. Ve en sonunda, herkesin “beklenmedik” dediği ama aslında adım adım gelen o an yaşanır.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
ABD’nin İran’a saldırıp saldırmayacağı tartışılırken, sahadaki gerçekler kelimelerden çok daha gürültülü konuşuyor. Sofya Havalimanı’nın geceleri sivil uçuşlara kapatılıp askeri trafiğe açılması bir “rutin” değildir. Bu, savaş hazırlıklarının lojistik basamağıdır. Kimse bunu masal gibi anlatmasın.
Bir ülke savaşın parçası olmasa bile, hava sahasını askeri operasyona açıyorsa, o zincirin halkasıdır. NATO coğrafyasında taşlar yerinden oynuyorsa, bu sadece bölgesel bir mesele değildir.
Daha da çarpıcısı, ABD’nin Katar ve Bahreyn gibi kritik üslerinden personel tahliye etmesidir. Bu tür adımlar “önlem” diye geçiştirilemez. Askeri terminolojide bunun adı nettir: çatışma beklentisi.
Şu soruları sormak zorundayız:
- Eğer ortada ciddi bir saldırı ihtimali yoksa, neden üsler boşaltılıyor?
- Neden ülkeler vatandaşlarına “İran’ı terk edin” çağrısı yapıyor?
- Neden gökyüzü sessizleşirken askeri uçaklar çoğalıyor?
Cevap basit ve rahatsız edici: Çünkü risk, kamuoyuna anlatılandan çok daha büyük.
Tarih bize defalarca şunu gösterdi: Savaşlar çoğu zaman liderlerin nutuklarıyla değil, diplomatların fısıltıları ve generallerin planlarıyla başlar. Bugün yaşanan da budur.
Kameralara “gerilimi düşürüyoruz” denirken, haritalar çoktan açılmış durumda.
Bugün havaalanları kapanıyor.
Yarın limanlar.
Ertesi gün manşetler.
Kimse yarın çıkıp “bize sürpriz oldu” demesin. Çünkü bu filmin fragmanı günlerdir gösteriliyor.
Tuncer Şahin
Köşe Yazısı