google-site-verification=GW8hdct7Ix-Jl3Teg1Wt3O5_ayu99aoTHiUPe5GXQkA

Gelecek Partisi Kapandı

Gündem 04.08.2026 - 11:50, Güncelleme: 04.08.2026 - 11:53 155 kez okundu.
 

Gelecek Partisi Kapandı

Haber Yazarı: Hüseyin Mert
GELECEK PARTİSİ KAPANDI 12 Aralık 2019 tarihinde kurulan ve 29 Temmuz 2026 tarihinde kadar siyasi hayatına devam eden Gelecek Partisi Davutoğlu'nun siyaseti bırakıyorum demesinin ardından kapandı. AK Parti döneminde Başbakanlık yapan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, AK Partiden istifa ederek kurduğu Gelecek Partisini kapattığını duyurdu. Davutoğlu yaptığı 4 sayfalık uzun ve yazılı açıklamasında öne çıkan İlk sözlerden en önemlisi ”Kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz" oldu. Elimize geçen bilgilere göre Davutoğlu yaptığı 4 sayfalık uzun ve yazılı açıklamasında şunları dile getirdi: TÜRKİYE'NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU DEĞİŞİM KAPSAMLI BİR AHLAK, ZİHNİYET, KURUM VE SİYASET DEVRİMİDİR. İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir. İnsanın varoluşunu anlamlandıran düşünce sistemleri sarsılmakta; yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, insan ile bilgi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmektedir. Arka arkaya yaşanan jeopolitik depremler, savaşlar ve soykırımlar, derinleşen ekonomik adaletsizlikler ve yeni-sömürgeci tahakküm biçimleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin taşıyıcı sütunlarını yerinden oynatmaktadır. Bu küresel altüst oluş yalnızca uluslararası sistemi değil, bölgesel dengeleri, ulusal kurumları ve toplumsal dokuları da derinden sarsmaktadır. Türkiye, bütün bu kırılmaların kesişme noktasındadır. Tarihin fay hatları üzerinde bulunan ülkemiz, aynı anda hem son derece ciddi risklerle hem de büyük bir stratejik sıçrama imkanıyla karşı karşıyadır. Önümüzdeki meydan okumaların risklerini asgariye indirmenin ve tarihin önümüze çıkardığı imkanları kalıcı bir güce dönüştürmenin şartları bellidir: Herkese eşit işleyen adil bir sistem İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü Farklılıkları ortak bir aidiyette buluşturan güçlü bir vatandaşlık bilinci Tutarlı bir toplumsal ve siyasi ahlak anlayışı Üreten ve rekabet eden bir ekonomi Refahı topluma yayan sosyal adalet sistemi Ehliyet ve liyakat temelinde işleyen devlet kurumları Meşruiyetini yalnızca ve doğrudan millet iradesinden alan siyasal düzen Dünyadaki büyük dönüşümleri doğru okuyabilen stratejik bir akıl Özetle, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişim kapsamlı bir ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimidir. Bugünkü tabloya baktığımızda, bu temel şartların birçoğunda ağır bir gerileme yaşandığını görmekteyiz. Başta ülkenin geleceğini inşa eden üniversitelerimiz olmak üzere düşünce ve bilim kurumlarımız, uluslararası rekabette her geçen gün mevzi kaybetmektedir. İnsanlığın bilgi birikimini ve üretim süreçlerini hızla dönüştüren yapay zeka devrimi karşısında Türkiye, öncü ve kurucu bir aktör olmak yerine başkalarının ürettiği teknolojileri takip eden bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Üniversite mezunlarının sayısı artarken eğitimin niteliği, özgür düşünce kapasitesi ve istihdamla uyumu aynı ölçüde gelişmemektedir Siyasetten topluma yayılan kutuplaşma, ortak aidiyet bilincimizi tahrip etmektedir. Birbirimizi vatandaş, komşu ve kader ortağı olarak değil; yenilmesi, susturulması veya tasfiye edilmesi gereken rakip kamplar olarak görmeye başladığımız ölçüde millet olma vasfımız zayıflamaktadır. Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır. Yolsuzluk algısındaki gerileme artık inkar edilemeyecek boyutlardadır. İnsan hakları ihlalleri, yargıya yönelik siyasi müdahale algısı ve hukuk kurallarının kişilere göre farklı uygulanması, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Bu durum, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin zayıfladığına dair ciddi bir uyarıdır. Tarım ve sanayi başta olmak üzere üretim ekonomisinin yapısal sorunları derinleşirken, rant ve ayrıcalığa dayalı servet transferleri sosyo-ekonomik uçurumları büyütmektedir. Ehliyet ve liyakat ilkelerinden sapılması, devletin kurumsal kapasitesini aşındırmaktadır. Kurumsal hafızaya ve ortak akla değil, kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri; öngörülemezliğe, tutarsızlığa ve bürokratik keşmekeşe yol açmaktadır. ÇÖL İKLİMİNDE GÜL AĞACI YETİŞMEZ Merkezi ve yerel yönetimlerde karşı karşıya bulunduğumuz yolsuzluk iddiaları, çürümüşlüğün tek bir siyasi kimliğe değil, bütün bir siyaset kurumuna sirayet etmiş olduğunu ortaya koymuştur. Milletvekili ve Belediye Başkanı transferleri ile kayyum uygulamalarının artık günlük siyasi pratikler haline gelerek normalleşmesi, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi anlamsızlaştıran, demokrasi ahlakına ve milli irade kavramına vurulan büyük bir darbedir. Siyasetin; geniş ufuklu ideallerin, toplumsal sorumluluğun ve kamu hizmetinin alanı olmaktan çıkarak dar çıkarların, kişisel kariyer hesaplarının ve makam pazarlıklarının alanına dönüşmesi, nitelikli ve ahlaklı insanların siyasetten uzak kalmasına veya siyasete girenlerin dışlanmasına yol açmaktadır. Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez Mevcut siyasi mekanizmaların kendi kendini düzeltebilme kapasitesi büyük ölçüde tükenmiştir. UZAK VE AHLAKİ İLKELERDEN YOKSUN SİYASET ANLAYIŞIYLA YARININ TÜRKİYE'Sİ KURULAMAZ Dünün tarih yorumları üzerinden sürdürülen kavgalarla; Bugünün güç ve çıkar mücadelelerinin ürettiği kutuplaşmalarla; Kişilere bağlı, kurumsallıktan uzak ve ahlaki ilkelerden yoksun siyaset anlayışıyla Yarının Türkiye'si kurulamaz. Bu değerlendirmeler ışığında, partimizin yetkili kurulları ve Gelecek Partisi'ni bugüne taşıyan dava arkadaşlarımızla yaptığımız istişareler neticesinde, kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz. Bu, bir teslimiyet kararı değildir. Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır. Bu, siyasetten vazgeçiş değil; herkese, siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır. Bu, Türkiye mücadelesinden çekilmek değil; Türkiye’ye karşı sorumluluğumuzu günlük siyasi hesapların üzerine çıkarmaktır. Yarının Türkiye’si; düşünce özgürlüğünün, liyakatin, hukukun, üretimin, sosyal adaletin, eşit vatandaşlığın, kurumsal etkinliğin, toplumsal barışın, özgün düşüncenin ve stratejik aklın Türkiye'si olmalıdır. Bizim mücadelemiz, herhangi bir makamla başlamadığı gibi herhangi bir parti tüzel kişiliğiyle de sona ermeyecektir. Bundan sonra da düşünce, ahlak, eğitim, bilim, kültür, uluslararası diplomasi, ekonomi ve toplumsal dayanışma başta olmak üzere her alanda ülkemiz için çalışmaya devam edeceğiz. Doğruyu teşvik edecek, yanlışa karşı uyarıcı sorumluluğumuzu sürdüreceğiz. Ve biz, Yarının Türkiye’si kuruluncaya kadar düşünmeyi, konuşmayı, uyarmayı ve milletimiz için çalışmayı sürdüreceğiz. AHMET DAVUTOĞLU 29.07.2026 DERLEYEN VE HAZIRLAYAN HÜSEYİN MERT
Haber Yazarı: Hüseyin Mert

GELECEK PARTİSİ KAPANDI

12 Aralık 2019 tarihinde kurulan ve 29 Temmuz 2026 tarihinde kadar siyasi hayatına devam eden Gelecek Partisi Davutoğlu'nun siyaseti bırakıyorum demesinin ardından kapandı.

AK Parti döneminde Başbakanlık yapan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, AK Partiden istifa ederek kurduğu Gelecek Partisini kapattığını duyurdu.

Davutoğlu yaptığı 4 sayfalık uzun ve yazılı açıklamasında öne çıkan İlk sözlerden en önemlisi

”Kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz" oldu.

Elimize geçen bilgilere göre Davutoğlu yaptığı 4 sayfalık uzun ve yazılı açıklamasında şunları dile getirdi:

TÜRKİYE'NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU DEĞİŞİM KAPSAMLI BİR AHLAK, ZİHNİYET, KURUM VE SİYASET DEVRİMİDİR.

İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir.

İnsanın varoluşunu anlamlandıran düşünce sistemleri sarsılmakta; yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, insan ile bilgi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmektedir. Arka arkaya yaşanan jeopolitik depremler, savaşlar ve soykırımlar, derinleşen ekonomik adaletsizlikler ve yeni-sömürgeci tahakküm biçimleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin taşıyıcı sütunlarını yerinden oynatmaktadır.

Bu küresel altüst oluş yalnızca uluslararası sistemi değil, bölgesel dengeleri, ulusal kurumları ve toplumsal dokuları da derinden sarsmaktadır.

Türkiye, bütün bu kırılmaların kesişme noktasındadır. Tarihin fay hatları üzerinde bulunan ülkemiz, aynı anda hem son derece ciddi risklerle hem de büyük bir stratejik sıçrama imkanıyla karşı karşıyadır.

Önümüzdeki meydan okumaların risklerini asgariye indirmenin ve tarihin önümüze çıkardığı imkanları kalıcı bir güce dönüştürmenin şartları bellidir:

  • Herkese eşit işleyen adil bir sistem
  • İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni
  • Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü
  • Farklılıkları ortak bir aidiyette buluşturan güçlü bir vatandaşlık bilinci
  • Tutarlı bir toplumsal ve siyasi ahlak anlayışı
  • Üreten ve rekabet eden bir ekonomi
  • Refahı topluma yayan sosyal adalet sistemi
  • Ehliyet ve liyakat temelinde işleyen devlet kurumları
  • Meşruiyetini yalnızca ve doğrudan millet iradesinden alan siyasal düzen
  • Dünyadaki büyük dönüşümleri doğru okuyabilen stratejik bir akıl

Özetle, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişim kapsamlı bir ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimidir.

Bugünkü tabloya baktığımızda, bu temel şartların birçoğunda ağır bir gerileme yaşandığını görmekteyiz.

Başta ülkenin geleceğini inşa eden üniversitelerimiz olmak üzere düşünce ve bilim kurumlarımız, uluslararası rekabette her geçen gün mevzi kaybetmektedir. İnsanlığın bilgi birikimini ve üretim süreçlerini hızla dönüştüren yapay zeka devrimi karşısında Türkiye, öncü ve kurucu bir aktör olmak yerine başkalarının ürettiği teknolojileri takip eden bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Üniversite mezunlarının sayısı artarken eğitimin niteliği, özgür düşünce kapasitesi ve istihdamla uyumu aynı ölçüde gelişmemektedir

Siyasetten topluma yayılan kutuplaşma, ortak aidiyet bilincimizi tahrip etmektedir. Birbirimizi vatandaş, komşu ve kader ortağı olarak değil; yenilmesi, susturulması veya tasfiye edilmesi gereken rakip kamplar olarak görmeye başladığımız ölçüde millet olma vasfımız zayıflamaktadır.

Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır. Yolsuzluk algısındaki gerileme artık inkar edilemeyecek boyutlardadır.

İnsan hakları ihlalleri, yargıya yönelik siyasi müdahale algısı ve hukuk kurallarının kişilere göre farklı uygulanması, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Bu durum, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin zayıfladığına dair ciddi bir uyarıdır.

Tarım ve sanayi başta olmak üzere üretim ekonomisinin yapısal sorunları derinleşirken, rant ve ayrıcalığa dayalı servet transferleri sosyo-ekonomik uçurumları büyütmektedir.

Ehliyet ve liyakat ilkelerinden sapılması, devletin kurumsal kapasitesini aşındırmaktadır. Kurumsal hafızaya ve ortak akla değil, kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri; öngörülemezliğe, tutarsızlığa ve bürokratik keşmekeşe yol açmaktadır.

ÇÖL İKLİMİNDE GÜL AĞACI YETİŞMEZ

Merkezi ve yerel yönetimlerde karşı karşıya bulunduğumuz yolsuzluk iddiaları, çürümüşlüğün tek bir siyasi kimliğe değil, bütün bir siyaset kurumuna sirayet etmiş olduğunu ortaya koymuştur.

Milletvekili ve Belediye Başkanı transferleri ile kayyum uygulamalarının artık günlük siyasi pratikler haline gelerek normalleşmesi, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi anlamsızlaştıran, demokrasi ahlakına ve milli irade kavramına vurulan büyük bir darbedir.

Siyasetin; geniş ufuklu ideallerin, toplumsal sorumluluğun ve kamu hizmetinin alanı olmaktan çıkarak dar çıkarların, kişisel kariyer hesaplarının ve makam pazarlıklarının alanına dönüşmesi, nitelikli ve ahlaklı insanların siyasetten uzak kalmasına veya siyasete girenlerin dışlanmasına yol açmaktadır. Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez

Mevcut siyasi mekanizmaların kendi kendini düzeltebilme kapasitesi büyük ölçüde tükenmiştir.

UZAK VE AHLAKİ İLKELERDEN YOKSUN SİYASET ANLAYIŞIYLA YARININ TÜRKİYE'Sİ KURULAMAZ

Dünün tarih yorumları üzerinden sürdürülen kavgalarla;
Bugünün güç ve çıkar mücadelelerinin ürettiği kutuplaşmalarla;
Kişilere bağlı, kurumsallıktan uzak ve ahlaki ilkelerden yoksun siyaset anlayışıyla Yarının Türkiye'si kurulamaz.

Bu değerlendirmeler ışığında, partimizin yetkili kurulları ve Gelecek Partisi'ni bugüne taşıyan dava arkadaşlarımızla yaptığımız istişareler neticesinde, kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz.

Bu, bir teslimiyet kararı değildir.

Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır.

Bu, siyasetten vazgeçiş değil; herkese, siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır.

Bu, Türkiye mücadelesinden çekilmek değil; Türkiye’ye karşı sorumluluğumuzu günlük siyasi hesapların üzerine çıkarmaktır.

Yarının Türkiye’si; düşünce özgürlüğünün, liyakatin, hukukun, üretimin, sosyal adaletin, eşit vatandaşlığın, kurumsal etkinliğin, toplumsal barışın, özgün düşüncenin ve stratejik aklın Türkiye'si olmalıdır.

Bizim mücadelemiz, herhangi bir makamla başlamadığı gibi herhangi bir parti tüzel kişiliğiyle de sona ermeyecektir.

Bundan sonra da düşünce, ahlak, eğitim, bilim, kültür, uluslararası diplomasi, ekonomi ve toplumsal dayanışma başta olmak üzere her alanda ülkemiz için çalışmaya devam edeceğiz.

Doğruyu teşvik edecek, yanlışa karşı uyarıcı sorumluluğumuzu sürdüreceğiz.

Ve biz, Yarının Türkiye’si kuruluncaya kadar düşünmeyi, konuşmayı, uyarmayı ve milletimiz için çalışmayı sürdüreceğiz.

AHMET DAVUTOĞLU

29.07.2026

DERLEYEN VE HAZIRLAYAN

HÜSEYİN MERT

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.